success closed Loading...

Abdülhamid’in Annesi Ermenî miydi? + DETAYLAR

Malûm, çağımız bilgi çağı. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte, bilgiye ulaşmak kolaylaştığı gibi türlü türlü yalanlara ulaşmak da kolaylaştı. Bu yalan bilgilerle karşı karşıya kalan milletimiz, araştırmayı pek sevmediği için, bunlara inanma yoluna gidebiliyor.

Birazdan bahsedeceğimiz konu, belki de sürekli tekrarlanıp duran ve Abdülhamid hakkında kanserleşmiş olan yalanlardan biridir.


Konumuza geçecek olursak, elimizdeki soru şu : Abdülhamid’in annesi Ermeni miydi?


İddianın çıkış noktasına gelecek olursak; Ahmed Sâib’in yazıp yayımladığı “Abdülhamid’in Evâil-i Saltanatı” kitabında, Abdülhamid’in annesinin Ermenî olduğu iddiası geçmiştir.

Ahmed Sâib meselesinde bir parantez açalım, kimdir bu adam? Ayşe Osmanoğlu’nun anlattığına göre, Ahmed Sâib, Rus ordusunda subayken, Türkiye’ye gelip Osmanlı ordusuna katılmış bir Çerkes’tir. Ordudayken, Abdülhamid’den beklediği makam ve mevkîyi koparamamış, bunun sonucunda ona düşman olmuş ve Mısır’a gidip sözkonusu iftiranın geçtiği kitabı yayımlamıştır.[1]

Ahmed Sâib’in kitabında geçen iddiasına göre, Abdülhamid’in annesi “Çandır” adında bir Ermenî’dir. Tabi bu iddiasını herhangi bir delile veya kaynağa dayandıramamıştır.

Ondan kısa bir süre sonra; Georges Dorys adında bir adam, 1901 yılında çıkardığı “Abdul Hamid Intime” kitabında aynı hezeyânı tekrarlamıştır. Onun izinden giden İngiliz yazar Joan Haslip, 1964 yılında “Bilinmeyen Yönleriyle Abdülhamid” adıyla Türkçeye çevirisi yapılan kitabında bu iddiaya yer vermiştir.

Fakat Türkiye’de bu yalanın itibar görmesini sağlayan asıl kitap, Ali Kemal Meram’ın yazdığı “Padişah Anaları” kitabıdır. Abdülhamid’in annesinin Ermeni olduğunu tekrarladığı gibi, aklına nereden esmiştir bilinmez, bu hayâlî Ermenî anneye bir de isim bulmuştur : Virjin.

Basit tabakalar dışında muteber tarihçiler tarafından ciddiye alınmayan bu şahıs, Osmanlı-Türk tarihi hakkında akla hayale gelmedik pek çok iddianın da çıkış kaynağıdır. Kendisiyle aynı dönemde yaşayan büyük Türkçü Nihal Atsız hakkında, “ümmetçi, dindar” gibi ifâdeler kullanarak, ne kadar uçuk bir düşünce yapısına ve hayalgücüne sahip olduğunu gözler önüne sermiştir.

Nitekim Atsız, Mirat Özçamlı’ya yazdığı mektupta Ali Kemal Meram’dan şu satırlarla bahsetmiştir :

“Ali Kemal Meram denen kaçığın o kitabını gördüm. Hem de bana kendisi bir gençle göndermiş. (…) Bu adam tam bir dejenere. Türk tarihi hakkında pek sathî bilgileri var. Bununla tarih yazmaya, ahkâm çıkartmaya kalkıyor. Kendisine o gençlerle haber yolladım: Ben de kalemi elime alırsam paçavraya çeviririm dedim. (…) Artık bana ümmetçi dedikten sonra ötesi malûm. İpe sapa gelmez birisi. Cevap vermek onu değerlendirecek. Zaten verilecek cevap da yok.” [2] (Kısaltılmıştır)

Gelelim o dönem üzerine çalışmış tarihçilerin bu iddia hakkında söylediklerine…

İbnülemin Mahmud Kemâl İnal Bey, bu iddia hakkında “yalan ve hezeyân” diyor.[3]

Ziya Şakir de aynı iddiaya temasla, “en büyük alçaklık” diyor.[4]

İsmâil Hami Danişmend ise, bu iddiaya “herzeden daha bayağı ve safsatadan daha aşağı bir iftira” diyor.[5]

Nâzım H. Polat bu iftirayı ileri sürenlere “siyâset pazarına nifak tohumları saçmak ve bu yolla gâyelerine erişmek isteyenler” diyor.[6]

Abdülhamid’i pek sevmediği bilinen Ord. Prof. Dr. Enver Ziyâ Karal, İsmâil Hakkı Uzunçarşılı tarafından başlanıp, kendisi tarafından tamamlanan “Osmanlı Tarihi” kitabında şu ifâdeleri kullanıyor : “Annesinin Ermeni olduğu yolunda tarihlerde görülen kayıtların gerçek ile bir alâkası olmayıp, iftirâ mahsulüdür.” [7]

Abdülhamid’in Annesi Tir-i Müjgan Kadınefendi’nin Asıl Hüviyeti Nedir?

Bu konuda, Sultan Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu’nun şehadetini nakletmek yerinde olacaktır:

“Büyükbabamın (Sultan Abdülmecid) bütün haremleri Çerkes’tir. Saraya Rum ve Ermeni cinsinden kadınların girdiği ne görülmüş, ne de işitilmiştir. Böyle olduğu halde babamın şahsî düşmanları, annesinin Çandır adında bir Ermeni kadını olduğunu söylemişlerdir. Bu iddiayı ilk kez ortaya atan Ahmed Sâib’dir. Saray hayatını bilmeyen saf halkı bununla kandırarak babama karşı bir düşmanlık doğurmaya kalkmıştır. (…) Osmanlı Sarayı’nın son devrini; usül, âdet ve an’anesiyle bilenler, bunun imkansız olduğunu ve ancak hayal mahsulü bulunduğunu çok iyi takdir ederler.” [8] (Kısaltılmıştır)

Ayşe Osmanoğlu’nun da belirttiği gibi, Sultan Abdülmecid’in haremleri Çerkes’dir. Saraydaki Şapsığ (yahut Şapsıh) kabilesinden alınmış Çerkes kalfalar da, Tir-i Müjgan hanımın kendi memleketlileri olduğunu anlatırlarmış. Bir başka kanıt ise, Abdülhamid’in Şapsığlı Çerkes kalfalar hakkında kullandığı “Bizim validenin soyu” ifâdesi, Tir-i Müjgân Kadınefendi’nin Ermeni değil Çerkes olduğunun kanıtıdır.[9]


Bu yazının da sonuna geldik. Türk tarihinde tartışılan bir mesele hakkında akıllardaki soruları ve şüpheleri az da olsa giderebildiysek, bunu Türklüğe hizmet sayarız.

Okuduğunuz için teşekkürler.


Kaynakça

  1. Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamid, Selçuk Yayınları, sf. 14–15, dipnot kısmı.
  2. Atsız’ın 8 Aralık 1969’da Mirat Özçamlı’ya gönderdiği mektuptan.
  3. Osmanlı Devrinde Son Sadrazamlar, 8. kitap, İstanbul, 1965.
  4. Sadrazam Tevfik Paşa’nın Dosyasındaki Resmî ve Hususî Vesikalara Göre: 31 Mart Vakası, Istanbul, 1961.
  5. İkinci Sultan Hamid Şahsiyeti ve Hususiyetleri, İstanbul, 1943.
  6. Tarih ve Edebiyat Mecmuası, Haziran 1982 nüshası.
  7. Osmanlı Tarihi, VIII. Cilt, Birinci Meşrutiyet ve İstibdat Devirleri (1876 - 1907), TTK Yayınları.
  8. Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamid, Selçuk Yayınları, sf.14
  9. Ayşe Osmanoğlu, a.g.e.

Enter.News